PERŞEMBE, TEMMUZ 1, 2010
Aretha Franklin, The Bee Gees, Bette Midler, Phil Collins, Norah Jones gibi isimlerin dünyada büyük başarılara imza atmalarında payı olan yapımcı, aranjör, caz ustası Arif Mardin'e saygı duruşu niteliğinde "Şehrin En İyi Kulakları: Bir Arif Mardin Hikayesi" belgesi, Los Angeles kentinde ilk kez gösterildi.
FİLM ÇEKİMLERİ 4 SENE ÖNCE BAŞLADI
74 yıllık yaşamına, satış rakamları milyonları bulan albümlerin yapımcılığını, 40 altın ve platin albümü ile 12 Grammy ödülünü sığdıran Arif Mardin'in yaşamını anlatan belgesel "Şehrin En İyi Kulakları: Bir Arif Mardin Hikayesi", ABD'nin Los Angeles kentinde, Grammy Muzesi'nde gerçekleşen özel bir gösterimde kentte ilk kez izlendi.
Belgesel, Mardin'in son beş ayını "All My Friends Are Here" albümünün kayıtları sırasında izlerken, ünlü müzik adamının yaşam öyküsünü de gözler önüne seriyor.
Los Angeles Times gazetesine göre, belgeselin anlatıcıları Doug Biro ve Mardin'in yapımcı oğlu Joe Mardin, filmin çekimlerinin 2006'da başladığını ancak ölümünden sonra tamamlandığını belirtti.
Babasının kanser olduğunu öğrenen Joe Mardin'in, stüdyoda geçen saatlerini kameraya kaydetmesiyle başlayan çekimlere, Mardin'in ailesi ve yıllarca beraber çalıştığı yapımcı ve yıldızlarla yapılan röportajların eklenmesiyle Arif Mardin'in hayat hikayesi ortaya çıktı.
Eşi Latife Mardin, 2006'da hayatını kaybeden sanatçı dostu Ahmet Ertegün, uzun süre Beatles'ın prodüktörlüğünü yapmış George Martin ve albümlerine aranjörlük yaptığı Norah Jones'un röportajlarının da yer aldığı belgeselin bu yılın sonunda çıkması planlanan DVD'si için sahne ve televizyon kayıtlarının da eklenmesi bekleniyor.
Kaynak : haberx.com
|
CUMARTESİ, MAYIS 8, 2010
Ermeni lobisinin yaptığı saldırgan propagandaya karşı oluşturulmuş bir proje...
Ermeni meselesi dış siyaset gündemimizin işgal eden en köklü sorunlardan biri. Özellikle Los Angeles’ta yerleşik Amerikan diasporasının öncülük ettiği propaganda ve lobi faaliyetlerinin bu meselenin çözümündeki en önemli engel olduğu da rahatlıkla söylenebilir. Bu lobinin Ermeni tezlerini işleyen yanlı ve tek taraflı bir film hazırlığında olduğu da yıllardır Hollywood kulislerinde söylenir durur. “Geceyarısı Ekspresi”nin Türk imajı üzerinde dünyada neden olduğu yanlış intiba düşünüldüğünde, bu gerçekten de üzerinde durulması gereken bir risk.
Bununla birlikte Amerikan sinema endüstrisinin kalbi Los Angeles’ı, artık bir çok Türk sinemacı da mesken tutmuş durumda. Ermeni lobisinin yaptığı saldırgan propagandayı olayın tam merkezinde yaşayan bu nesil, şimdi kendi filmleri için çalışmaya başladı. Bu projelerden en önemlilerinden birinin ismiyse “Ağrı.”
“Ağrı”nın senaryosu 14 yıldır Los Angeles’ta yaşayan Ertuğ Tüfekçioğlu ve New York doğumlu Türk aktör Alex Demir tarafından yazılmış. Hikayede bir müzisyenin, büyük amcasının yıllar evvel kaybettiği aşkı Jeyran’ı bulmak için Amerika’ya gidişi anlatılıyor. Bir Ermeni olan Jeyran’ı Los Angeles diasporasının içinde ararken Yılmaz’un başına gelenler, iki deneyimli sinemacının Los Angeles’ta bir Türk olarak yaşadıkları gerçek olaylardan esinlenerek anlatılmış. Şu anda çekim hazırlıkları devam eden projenin ana yapımcılığını, Ertuğ Tüfekçioğlu’nun 2003 yılından beri çalıştığı Califa Productions, LLC üstlenmiş durumda. Filmin yönetmenliğini de yapacak olan Tüfekçioğlu, 5 yıldır üzerinde çalıştığı projesi hakkında şunları söylüyor: “Ağrı’nın dramatik yapısında Ermeni’lerle olan derin fikir ayrılıklarımız, tabi ki önemli bir yer tutuyor, fakat temelde bu bir propaganda filmi değil. Hikayeye olabildiğince iki toplumun farklılıklarından çok ortak yönlerini yerleştirmeye çalıştık. Eğer bir gün Türkler ve Ermeniler bir fikir birliğine varacaksa, bunda sanatçıların ve özellikle de biz sinemacıların çok katkısı olacağına inanıyorum. Ağrı’nın tüm yazım aşamasında Alex’le bunu aklımızdan çıkarmamaya büyük özen gösterdik.”
“Ağrı”nın çekimleri ağırlıklı olarak Los Angeles’ta gerçekleştirilecek ve başrolde Alex Demir yer alacak. Bununla birlikte filmin bazı sahnelerinin de Akdeniz sahillerinde çekilmesi planlanıyor. Filmin bir de Türk yapımcıya ihtiyacı olduğunu söyleyen Tüfekçioğlu, bu nedenle son bir yıldır sürekli Los Angeles, İstanbul arasında mekik dokuyor. Umarız “Ağrı” tüm aşamalarıyla Hollywood’da başarılmış bir Türk filmi olarak ülke sinemamıza yeni bir renk katar.
Kaynak : habertürk.com
|
PAZARTESİ, MAYIS 3, 2010
Director Feo Aladağ (2nd R) poses with Turkish actors Sibel Kekilli (R), Derya Alabora (L) and Settar Tanrıöğen during a photocall to promote their movie "Die Fremde" at the 60th Berlin Film Festival in February.
A German film about a young woman who flees an oppressive life in İstanbul and moves to Berlin, starring Turkish-German actress Sibel Kekilli, and a documentary about a Down Syndrome couple won the top prizes at the Tribeca Film Festival on Thursday.
"Die Fremde" (When We Leave), written and directed by Austrian filmmaker Feo Aladag, took two awards including best narrative feature and best actress for Kekilli. "Monica and David," by first-time director Alexandra Codina, won the best documentary prize for a portrait of an American Down Syndrome couple in love and preparing for their marriage.
Tribeca, which has grown into a high-profile film festival since its launch in 2002, has previously featured movies that went on to win critical success including "Taxi to the Dark Side." This year, the festival launched a new distribution arm and online streaming for Web audiences.
The award-winning films were among 85 feature-length movies shown at the festival -- including 55 narrative features and 30 documentaries -- which ends on Sunday. Among the jurors picking award-winners were singer Alicia Keys and actors Zach Braff, Brooke Shields, Jessica Alba and Whoopi Goldberg.
In a statement, the jurors noted the passion for film that the actors and director showed in making "When We Leave," saying it "balances complex social issues with honest human yearnings." Director Aladag spent six years working on it, and he rehearsed the actors for an unusually long seven months. "Recognizing both the talent of director Feo Aladag and actress Sibel Kekilli is a testament to the strength of the film," said David Kwok, Tribeca's program director.
French actor Eric Elmosnino was named best actor in a feature film playing Serge Gainsbourg in a new biopic of the singer, famed for the heavy-breathing classic "Je t'aime ... Moi Non Plus" (I Love You, Me Neither).
Special jury mentions were given to Turkish director Ferzan Özpetek's Italian-subtitled "Mine Vaganti" (Loose Cannons), about two Italian gay brothers, as well as US director Julia Bacha's documentary "Budrus," about a family man who leads Israeli and Palestinian protesters in a nonviolent crusade to save his village.
Noting he was extremely elated that his movie won an award at Tribeca, Özpetek told the Anatolia news agency that he wasn't anticipating a prize for the comedy "Mine Vaganti" considering the large number of "films that touch upon social issues" running at the festival.
French director Kim Chapiron won the best new narrative filmmaker award for "Dog Pound," a chilling drama that follows three teenagers incarcerated in a detention center, and Clio Barnard was named best new documentary filmmaker for "The Arbor," about British playwright Andrea Dunbar.
"Monica and David" currently is the only film among the winners to have a US distribution deal. Along with the other winners, it was awarded $25,000 for its win. A spokeswoman for Tribeca said there were offers on the table for other festival films and expected deals to hopefully close by next week.
Alex Gibney's "My Trip to Al-Qaeda" scored an early distribution deal with HBO Documentary Films and was one of three movies Gibney screened at the festival. Gibney's 2007 documentary "Taxi to the Dark Side," which examines US treatment of prisoners in Afghanistan and Iraq, won the best documentary Oscar.
Kaynak : todayszaman.com
|